Geyik Merkezi Geyik Merkezi Video Mail forum


Yalım Eralp

Aksiyon 23 aralık 2000
Cemal A. Kalyoncu
VATANI SATAN ADAM!


Selanikten 1914te göç ederek önce Adapazarı sonra da İstanbula yerleşen Eralp ailesinin bir ferdi olan Tevfik Yalım Eralp, küçükken hedeflediği hariciyeciliği başarır ama başı da beladan kurtulmaz

"Odasına girdiğimde vatanı satan birisi geldi derdi. Ambargo dönemi idi. Hiç iyi geçinemezdik. Beni adeta Amerikan ajanı gibi görürdü."
— Sebebi neydi?
"Anti Amerikancı birisi idi. Ben de Türk—Amerikan İlişkileri Daire Başkanı idim. Ne yaparsam yapayım onların adamı gibi görürdü beni."
Yıl 1914, Selanikteyiz. İhsan Efendinin evinde, uzun yıllardan beri yaşadıkları bu ata ocağından ayrılmanın hüznü ve telaşı bir anda yaşanmaktadır. İhsan Efendi, eşi Zekiye Hanım ve daha sonraki yıllarda felsefe profesörü olarak tanınacak büyük oğlu Halil Vehbi Eralp ile (diğer kardeşleri çok küçükken vefat eder) yine sonraki yıllarda iktisat doktoru olacak Osmanı da alıp yıllardır eczacılık yaptığı bu topraklardan ayrılmanın zor olduğu kadar mecburiyetin de farkında olarak yollara düşer.
Selanikten ayrılmak ne kadar zorsa yeni yerleştikleri yer olan Adapazarında yeni bir hayata alışmak da o kadar zordur aile için. Bir sonraki durak ise, Selanike ne kadar benzer bilinmez ama, İstanbuldur. İhsan ve Zekiye çifti çocuklarıyla beraber yeni hayatlarına alışmıştır artık.
Büyük oğulları Halil Vehbiyi başgöz ettikten sonra (Emine Kösem ile evlenir) sıra Osmana gelmiştir. O da, Konya Mebusluğu yapmış Tevfik Aladağlının Sıdıka Hanımdan olan dördü erkek, dördü kız toplam sekiz çocuğundan biri Muazzezle evlendirilir: "Annemin anlattığına göre dedem kumar oynamış, çok kaybetmiş, mevcut mallarını yemiş. Dolayısıyla annem parasız yatılı okumak zorunda kalmış." Muazzez Hanım, parasız yatılı olarak başladığı eğitim hayatının sonunda Ankara Ziraat Fakültesinde profesör olur. Osman Eralp de eğitimini iktisat doktoru olarak tamamladıktan sonra Toprak Mahsulleri Ofisinde Genel Müdür Yardımcılığından emekliliğe hak kazanır. Ardından da Süt Endüstrisi Kurumunda Yönetim Kurulu Üyeliği görevinde bulunur: "Anne ve baba memur. Yani orta sınıf, ama iyiydi. Çocukluğumda şeker vs sıkıntısını, yani halkın çektiği sıkıntıları biz de çektik."
Muazzez—Osman çifti iki çocuk getirir dünyaya. Tevfik Yalım Eralp (diğeri İhsan Tayfun, Lufthansa Havayollarında müdürlük yapmaktadır) 21 Haziran 1939da İstanbulda doğar: "Annem doğum için İstanbula gelmiş." Fakat aile genelde Ankaradadır: "Benim bütün çocukluğum Ankara Ziraat Fakültesinde geçti. Orada oynardım. Sabahattin Özbek, Sedat Kansu gibi hocaları tanırdım. Emin Çölaşanın babası da Meteorolojide müdür olduğu için Eminle oynardık." Küçük Tevfik bu yıllarda oldukça yaramazdır: "Normal pabuçla taşla futbol oynar, çantamı altıma koyar kayardım."
Yalım Eralp, Ankaradaki Yıldırım Beyazıt İlkokulundaki üç yılın ardından gideceği Devrim İlkokulundan mezun olur. Yıl 1950dir: "Radyo dinlemeyi severdim. 1950 seçimlerini de radyodan dinlerdim." Bu radyo dinleme merakı, ilerleyen yıllarda onun meslek seçiminde etkili olacaktır. Sonrasında bir yıl sürecek Kayseri Talastaki Amarikan Kolejine kaydını yaparlar. 1951 senesinde annesi misafir hoca olarak Amerikaya gidince o da ailesi ile beraber Amerikanın yolunu tutar. Tevfik Eralp, döndükten sonra eğitimine, bugünkü Viyana Büyükelçisi Ömer Akbel, Natoda Büyükelçi Tugay Özçevik, Bonn Büyükelçisi Tugay Uluçevik ve Ankara Bulvar Palasın sahibi Tekin Ertanla birlikte Ankara Kolejinde devam eder. Mezuniyeti ise annesinin yine yurtdışına misafir hoca olarak gittiği 1958de Amerikadan olur: "Yabancı dilde, İngilizce radyo dinlediğim için dünyayı merak ederdim. Aşağı yukarı orta birden itibaren ne olacağıma karar verdim." Eralp, 1958 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine adımını atar. Mülkiyelidir, hariciyeci olacaktır: "Mülkiye bir aile gibiydi o günlerde. Bende mülkiyelilik ruhu vardır, fakat herşeyin önünde mülkiye diye bir fikir yoktur. Herşeyin önünde Türkiye vardır. Eğer Türkiye varsa Mülkiye vardır bence."
Hem içinde hem de dışında
Eralp, şu anda Vatikan Büyükelçisi olan Altan Güven, Kopenhag Büyükelçisi Gün Gür ve Amman Büyükelçisi Tuncer Topurla birlikte okur. Hikmet Çetin ise ondan iki sınıf büyük Mülkiyeli abilerden biridir. Okulu birinci bitiren Eralp, 1960 darbesini daha dün gibi hatırlamaktadır: "Geriye baktığımda ihtilallerin ne kadar sakıncalı olabildiğini görüyorum. İşte 14ler olayı... 28 Nisan 1960ta Sıddık Sami Onarın İstanbul Üniversitesinde sürüklenmesi üzerine galeyana geldik. Tehlikeli yıllardı o yıllar. Öğrenci hareketlerinin içinde vardım ama öğrenci derneklerine falan girmedim."
Eralp, 1962de mezun olur olmaz hemen sınava girer ve Hariciyeye adımını atar. 1963—65 yılları arasında Ankara Zırhlı Birlikler Okulunda 24 ay boyunca yedek subaylık yaparak askerlik vazifesini aradan çıkarır. 1966 yılında, o radyodan dinleyip düşlediği dünyayı dolaşma hayalini gerçekleştirmeye başlar. New Yorka tayin olur, üçüncü katip olarak. İki yıldan biraz fazla bir süre sonra da Yunanistanın Gümülcine şehrine konsolos olarak atanır. 1971 İhtilalini burada yaşar: "Askeri rejimin bir temsilcisi gibi görülüyorsunuz. Ama Yunanistanda da cunta vardı o zaman. Onların bana birşey söyleyecek hali yoktu." Sonra 1971—73 arasında Ankaraya döner. Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Orhan Eralpin özel kalem müdürü olur: "Orhan Eralple hiçbir akrabalığım yoktur. Fakat hayran olduğum bir insandı." Altı ay Nato Kolejinde eğitim aldıktan sonra 1974te de Nato Daimi Temsilciliği Müsteşarlığına getirilir. Tekrar Türkiyeye döndüğünde yıl 1977dir: "Odasına girdiğimde vatanı satan birisi geldi derdi. Ambargo dönemi idi. Hiç iyi geçinemezdik. Beni adeta Amerikan ajanı gibi görürdü."
— Sebebi neydi?
"Anti Amerikancı birisi idi. Ben de Türk—Amerikan İlişkileri Daire Başkanı idim. Ne yaparsam yapayım onların adamı gibi görürdü beni."
"Vatanı nasıl sattım"
— Nasıl satardınız vatanı?
"Bir öneri getiriyorsunuz. Bir örnek vereyim. Bir Amerikalı Türkiyede uyuşturucu kaçakçılığı yapmış, Amerikalılar da bunu kaçırmışlar. Adalet Bakanlığı iki ayda bir yazı yazıyor, Bu herifi getirtin diye. Amerikalı kendi vatandaşını getirip bize teslim edecek. Bakana bunun olmayacağını anlatırdım fakat yazıyı imzalatamazdım. En sonunda kendim imzaladım."
— Bakan adına?
"E, ne yapayım."
Eralp, Nato Dairesi Başkan Vekili, Gündüz Ökçün de Dışişleri Bakanıdır. Ambargonun kalkması için Türk Dışişleri var gücüyle çalışmaktadır: "1978de biz kongreyi etkilemeye çalışırdık. Ecevitin konuşmaları orada etkili olmuştur." Yalım Eralpin bu stresli dönemi iki yıl sürer. 1979da Şükrü Elekdağın Büyükelçi olduğu Washingtona müsteşar olarak tayin edilir: "Tayin istediğimde Ökçün boynuma sarıldı. Yani defolup gitmemden çok memnun oldu. Ben hep akılcılıktan yana oldum. Cemiyetler de rasyonel toplumlar değildir. Hislerin öne geçtiği toplumlar olmadığı için benim başım sık sık belaya girmiştir." Eralp, Washingtonda kongre ve askeri yardım ile basın işleriyle ilgilenir: "Türkiyede darbe olacağını bize Dışişleri iki saat önce haber verdi. Onun da nedeni şu, JUSMA, Ankaradaki Askeri Yardım Başkanını bizimkiler haberdar etmişler. Endişe etmeyin 2 saat sonra bir askeri harekat olacak diye." Türkiyede hala da tartışılan bir konudur. Darbede Amerikanın rolü nedir?: "Şöyle birşey söyleyeyim. Tahsin Şahinkaya 12 Eylülden 2 gün önce Amerikada idi. Biz bir davette Paşam cumhurbaşkanı ne zaman seçilecek? dedik. Merak etmeyin yakında dedi. Amerika ile ilişkiyi göstermez ama komuta kademesinde kararın verilmiş olduğunu gösterir."
Tevfik Eralpin buradaki vazifesi 1983te sona erer. O tarihte, Türkiyede, daha sonraki yıllara damgasını vuracak yeni bir siyasi liderin, Turgut Özalın rüzgarı esmektedir. Yalım Eralp, Enformasyon Dairesi Başkanlığının ardından 1984te de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü olur. Başı yine beladan kurtulamaz: "Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Ali Baransel vasıtası ile görevini yapsın diyordu. Başbakan Özal da tam tersini söylüyordu. Ben iki cami arasında kalıp, ikisinin ortası birşey bulmaya çalışıyordum. Mesela o sırada İran da Atatürkün aleyhine bir beyanat veriliyordu. Kenan Evren, Haddini bildirsin demişti. Rahmetli Özal Ağzını açma diyordu. Ben hiç ağzımı açmadım. Gazeteciler de ağzına fermuar mı çekildi deyince Bu asla ait bir sualdir, cevaplayamam deyince, maksat hasıl oldu, gazeteciler durumu anladı."
Hayatımdaki tek rüşvet!
Bu zor dönem 1987ye kadar sürer. Ardından ilk büyükelçilik görev yeri olan Hindistana tayini çıkar: "Rajiv Gandhiye Evreni de, —ilk cumhurbaşkanı ziyaretidir Türkiyeden— Hindistana davet ettirdik, 1998 yılıydı. Bir de Toprak Mahsulleri Ofisinin elinde tonlarca mercimek kalmıştı. 200 milyon dolarlık mercimeğin Hindistana satılmasına vesile olduk. Hayatımda ilk rüşvetimi de o zaman aldım. İlk ve son rüşvetimi. TMO bana bir kilim hediye etti."
Dışişleri Bakanlığı döneminden tanıdığı Mesut Yılmaz, kısa süren ilk başbakanlığı döneminde Eralpi de kendisine danışman atar. Üç ayın ardından Süleyman Demirel başbakan olunca o da 1992 Şubat ayına kadar evinde boş boş oturur. Ardından Mülkiyeden de tanıdığı Hikmet Çetinin teklifi ile Nato İşleri Genel Müdürü olur. Batı Avrupa Birliği ile görüşmeleri yürütür. Böylece Mesut Yılmazın adamı olma damgasını bir nebze de olsa kırar: "Süleyman Bey ve etrafındaki adamlar beni Mesut Yılmazın adamı diye biliyorlardı herhalde." Yalım Eralp, bir de Çillerden damga yiyecektir ilerleyen dönemde: "1995 yılında Nato İşleri Genel Müdürlüğü bitti, Tansu Çillere resmi danışman oldum. AB oylamasından önce." Önce zamanın Dışişleri Bakanı Gündüz Ökçün tarafından vatanı satan adam etiketi yiyen Eralp, bu sefer de Çiller tarafından başka bir ithama maruz kalır: "1995 Ekim ayında Çiller beni Mesut Yılmaza gizli bilgi sızdırmakla itham etti. Siyasi kimliği olan insanlar çok şüpheci oluyorlar herhalde. Ben zaten Tansu Hanım bana danışmanlık teklifini yaptığında kendisine o zaman demiştim. Aman hanımefendi ben Mesut Beyle çalıştım. Gün gelir beni Mesut Yılmaza gizli bilgi sızdırmakla itham edersiniz."
— Neyi sızdırıyordunuz Yılmaza?
"Birşeyi sızdırmadım. Birşey söyleyeyim mi, sızdıracak olsam herhalde durum daha farklı olurdu. Şimdi söylemesi ayıp."
— Sızdırılacak birşeyler vardı yani.
"Daima vardı. Başbakanın çok yakınında çalışıyordunuz. Tansu Hanım beni çok nahak yere itham etti. O kadar zaman geçti şimdi söylüyorum. 15 Ekim 1995ten beri Çillerle ne konuştum ne görüştüm. Çiller beni itham ettiğinde dedim ki Buraya bir daha dönmeyeceğim. Ama bunu Sayın Yılmaza da söyleyeceğim." (O günlerde Çiller ile Yılmaz arasındaki çekişmeyi hatırlamak için gazetelerin manşetlerine bir göz gezdirin bence). Sonrasında Anayol iktidar olur, Mesut Yılmaz da başbakan: "Mesut Yılmaz tekrar göreve çağırdı beni danışman olarak." Yalım Eralp 1996da en son görev yerine atanır. Viyanada Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Nezdinde Büyükelçilik yapar. Eralp, burada çok önemli bir organizasyona girişir. Fakat Türkiyeden bir kişi hariç kimsenin desteğini alamaz: "Gittikten 1,5 ay sonra İstanbulun AGİT zirvesine ilk kez adaylığını koydum. Dışişleri pek sıcak değildi. Bir tek kişinin desteğini aldım, Süleyman Demirelin. Sebebi de şu, Demirel, 1975 Helsinki Nihai Senedini de imzalamış. Yani AGİTle nostaljik bir bağı var. Zirvenin İstanbulda yapılmasında herkesin korkusunun temelinde İnsan hakları sicili parlak olmayan bir ülkede AGİT zirvesi yapılır mı? tereddüdü yatıyordu. AGİT Zirvesi Süleyman Demirelle Amerika Birleşik Devletlerinin eseridir."
Gazetecilerden çok şey öğrenmiş
1964te hayatını birleştirip birkaç yıl önce boşandığı Reyyan (Tezgören) Hanımla evliliğinden Aydın adında bir çocuk sahibi olan Tevfik Yalım Eralp, Büyük Kulüp ile Ankara Tenis Kulübü üyeliğinin dışında biraz pul koleksiyonu meraklısıdır. 1984—87 yılları arasındaki Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğünü hayatının dönüm noktası gören Eralp, bu dönemde, Yalçın Doğan, Mehmet Ali Birand, Sedat Ergin, Nur Batur gibi gazetecilerden çok şey öğrendiğini düşünmektedir: "Bana sözcülüğü öğrettiler. Off the record bile bilmezdim. Ben o gazeteci arkadaşlara şöyle baktım. Kader öyle olabilirdi ki yerlerimizi değiştirebilirdik. Sedat Ergin Dışişleri mensubu olurdu ben de gazeteci olabilirdim. Bakın ben bugün masanın karşı tarafındayım. (Geriye dönüp baktığında Keşke gazeteci olsaydım diye düşündüğüm çoktur diyen Eralp, CNN Türkte çalışmanın yanında Milliyet gazetesinde de köşe yazıları yazıyor bugün.) Onun için en iyi arkadaşlarım basından oldu. Onlarla çok sıkıntıları paylaştık, ama onlar bunları bir gazetecilik olayı olarak görmedi. Ertesi gün bürolarına koşup yazmadı. Hatta benim iyiliğimi düşündüler. Bir örnek vereyim. Viyanaya tayinim lafı çıkınca o dönemde kabineden bir bakan O ..oğlu..in kararnamesini imzalamam dedi. Bunu duyan gazeteciler bana söyledi ama yazmadı. Yazıldığı takdirde sen bir cevap verirsin, hakikaten tayinin çıkmayabilir dediler. Ben şunu gördüm, o zaman basın sorumlu mevkilerden daha sorumlu hareket etti." Yalım Eralp cevir Kaydet biyografi6853
Yorum Ekle

(Lütfen Cevaplayın)
Yorumunuz:


Ekle : Ekle Face book Ekle Google Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Jeqq Ekle Spurl

Forum Linki:
Html Linki:
Direkt Link:
Mause ile tıklayın ve Ctrl + C ile kopyalayın
2006-2013 Geyik Merkezi Yalım Eralp ile ilgili tüm yazılar üyelerimiz tarafından eklenmiştir. Yalım Eralp yazısın tüm hakları geyikmerkezi.com a aittir.
Geyik Merkezi Geyik Forum Geyik Manken Resmi