Geyik Merkezi Geyik Merkezi Video Mail forum


Yüksel Söylemez

Yüksel, söylemez susar!
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon 11 kasım 2000

Valiler, Hariciye vekilleri, büyükelçiler yetiştiren bir aileden gelen Yüksel Söylemez de hariciyeye kazara girmiş birisidir. Gençliğinde rejisör olmayı kafasına koyan Söylemezin şair ve ressam yönleri de vardır

"80 yaşına kadar çalışma planı hazırlıyorum. Haberiniz olsun, benden kolay kolay kurtulamayacak Türkiye." Bu aslında konuşmamızın son cümlesi idi. 69 yaşında olmasına rağmen bir kenara çekilip emekliliğin tadını(!) çıkarmayı düşünmeyen bir kişi olduğu için buraya aldım bu sözlerini. Sözün sahibi Yüksel Söylemez. 41 yıl devlete hizmet etmiş emekli büyükelçi, şair, ressam birisi Söylemez.
Bankacı olan babasının görevi dolayısıyla bulundukları Manisadaki Yedi Eylül İlkokulunu 1942de bitirdikten sonra orta eğitimine başlayan Söylemez, babasının Ziraat Bankasından Ceyhandaki İş Bankasına geçmesi ile ortayı da burada bitirir: "Aile içerisinde uzun tartışmalar oldu, bir kısmı koleje (Robert Kolej) gitsin, bir kısmı Galatasaray Lisesine gitsin diyor." Böyle bir tartışmadan sonra bunlardan hiçbirine gitmez Yüksel, Taksim Lisesine kaydolur. Sene 1946dır. Söylemez, bugün Beyoğlu Lisesi olan okulda Nobel Yayınlarının sahibi Oğuz Akkan, gazeteci Hikmet Çağlayan, Ankanın kurucusu Kudret Başarır, tiyatrocu Gazanfer Özcan, sinemacı —geçen haftalarda kaybettiğimiz— Nejat Saydam ve Ferruh Doğan gibi arkadaşlarla birlikte okuduktan sonra 1949 senesinde liseden arkadaşları Ferruh Doğan, Nazmi Akıman, Ömer Umar, Oğuz Aktanla İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine gider: "Biz hukuku ciddiye almıyoruz. Derslere gitmiyor, konser, konferans, şiir matinelerini kaçırmıyorum." Hukuk derslerinden ziyade edebiyat fakültesindeki sanat tarihi derslerine , Güzel Sanatlar Akademisindeki Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesine takılmaktadır: "1954 yılında İstanbulda Şehir Galerisinde, o tarihlerde Türkiyede ikincisi yapılan kolaj sergisini açtım. Bedri Rahmi Eyüboğlu sergiye geliyor ve Yahu sen neymişşin diyor. Atölyesinde dinler, seyreder, hiç bir şey yapmazdım." Söylemez, daha sonra sayısı 20yi geçen sergi açacaktır.
Hariciye kazası!
Neyse, lisede iyi İngilizce öğrenen, hayatı boyunca ne sağ ne sol görüş beyan eden, edebiyat meraklısı Yüksel Söylemez, 1953te şiirlerini topladığı Kırpıntı Bohçasını çıkarır. Usta şairlerden Behçet Kemal Çağlarla şiir matinelerine de katılır bu yıllarda. Hukuk eğitiminin ardından 1956da Harp Akademileri Komutanlığında tercüman olarak yaptığı askerliğini de aradan çıkaran Yüksel Söylemez, lise yıllarından beri günde iki film izlediğinden rejisör olmak istemektedir. Fakat Söylemez, 1957 senesinde bir kaza geçirir:
—Hariciyeye girişiniz nasıl oluyor?
"Tamamen kaza, yazık günah değil mi. Askerliğimi bitirdikten sonra babama diyorum ki, baba diplomayı aldım —tabii çok terbiyesizlik— ben bunu alaturka tuvalete asacağım. Kullanmayacağım yani. Babamla çok arkadaştık, o da As as dedi. Benim amacım biriktirdiğim parayla, İsveçe gidip, dünyada en takdir ettiğim rejisör Ingmar Bermanın asistanı olmaktı. Ben uslu bir evladım, ana—baba lafı dinlerim. Babam da sen yine de Dışişlerinin sınavına bir gir diyor. Lütfi Kırdarın oğlu Üner, Nazmi Akıman gibi arkadaşlarla beraber girdik ve ben sınavda üçüncü, dil sınavında da ikinci oldum. Fatin Rüştü Zorlu o zaman, Bize iyi İngilizce bilen hariciye elemanları lazım diyor ve bizi de karşısına çıkarıyorlar. Birbuçuk yıl sonra da kendimi Londrada üçüncü katip olarak buldum." Evet, o zaman bir kaza ile devlete hizmet etmeye başlayan Yüksel Söylemeze devlet adamlığı hiç yabancı değildir aslında. Çünkü ailesinde daha başka bir çok büyükelçiler, hariciye vekilleri vardır.
Hariciye vekilleri, paşalar, büyükelçiler
Yüksel Söylemezin anneanne tarafı Söylemezoğlu soyadını kullansa da anne ve babası kardeş torunudur. 4. Muratla ilgili nakledilen yazılı bir hikayesi bile vardır ailenin. 1700lerin sonuna uzanan aile Erzurumludur aslında. Daha sonra Trabzon üzerinden İstanbula gelinir. 4. Muratın Bağdat seferi sırasında Şahan Ali, padişahın başpehlivanı ile güreşip onu yenince Şahan Alinin yeni başpehlivan olarak İstanbula gelmesi istenir. Fakat bir şekilde bu gerçekleşmez fakat padişah onu ödüllendirir. Ve ailenin varlığının temelinde padişahın verdiği bu ödül vardır: "Yazılı tevatüre göre, bir salgın yüzünden 90 yaşındaki Şahan Ali, eşi dışındaki bütün varlıklarını kaybeder. Bunun üzerine karısı ona neslinin devamı için yeni bir eş bulmasını söyler. O da Erzuruma iner ve kucağında çocuğu ile —Balkanlardan geldiği bilinen— bir kadını alıyor. Ailede o çocuktan gelenleri de tanıyoruz." Ondan sonra gelen Molla Musa da Erzurum Kiğı Beyinin mektupçuluğunu yapar. Bey ölünce de Çolak Molla Musa gözden düşer ve Erzurum—İstanbul arasında koyun ticaretine başlar. Daha sonra oğlu Mehmet Efendi de bu işi devam ettirir. Onun oğlu Ali Kemali Paşa ise Yemenden Trablusa, Doğu Beyazıttan Konyaya kadar azil ve istifalarla geçen tam 65 yıl boyunca devlete hizmet eder. Son görevi Konya Valiliği olan Ali Kemali Paşa, 1898de Konya Valisi olarak öldüğünde cenazesini kaldıracak para bulunamaz. Bugün Mevlana Türbesinde gömülü olan Ali Kemali Paşanın Şadi, Galip Kemali, Süleyman Şefik, Didar ve Necmettin adında çocukları olur. Süleyman Şefik Paşa, Harbiye Nazırlığı yapar. Galip Kemali Paşa ise Osmanlı döneminde Moskova, Stockholm ve Atina Büyükelçisi olarak hizmet eder devlete. (Galip Kemali Paşanın kızı Lamia Hanım, Atatürkle beraber Samsuna çıkan 19 kişiden biri olan Hüsrev Gerede ile evlenir. Galip Kemali Paşa padişah yanlısı, damadı Hüsrev Gerede ise Atatürk taraftarıdır. Atatürk, Galip Kemaliye gönderdiği mektuplarda açık bir şekilde olmasa da ona yeni kurulacak cumhuriyette hariciye vekilliği teklif eder.) Didar Hanım ise, Moskova ve Roma Büyükelçiliği ile Dışışleri Bakanlığı ve Kurucu Meclis Üyeliği yapan Selim Sarperin annesidir. Yüksel Söylemezin de dedesi olan Necmettin Bey ise jöntürk olduğu için 2. Abdülhamitten kaçıp Parise gider. Burada 4 yıla yakın süre kalır ve bir de gazete çıkarır. Daha sonra ise, eşi Güzide Hanım, babası Asım Paşadan kendisine kalan herşeyi elinden çıkararak padişahtan özgürlüğünü satın alınca ülkesine döner: "Kardeşler içinde en çok okuyan —Mülkiye mezunu— olmasına rağmen, diğerleri daha önemli mevkilere geliyor. Büyükbabamın yaşamının çok başarılı olduğu kanatinde değilim." Necmettin Beyin kayınpederi Asım Paşa ise, Çatalca savunma hattını yapan İstihkam Korgenerali olarak bilinmektedir. Necmettin—Güzide çiftinin Yüksel Söylemezin de annesi olan Saliha Hanımla beraber, Behice, Bekir, Hamit Kemali Söylemezoğlu ve Mevhibe adında çocukları olur. Bunlardan Prof. Hamit Kemali Söylemezoğlu, Türkiyede şehircilik uzmanı olarak tanınır. Anıtkabir için proje vermesinin yanında Taşkışlanın kurulmasında da emeği geçenlerdendir. Saliha Hanım ise piyano ve resme meraklı bir genç kız olarak 1930un ağustos ayında Celal Söylemez ile birleştirir hayatını: "Babam o zaman meteliksiz, paltosunu satarak evleniyor."
Celal Söylemez ile Saliha Söylemezoğlunun aileleri Hacı İsmail Ağada birleşmektedir. Saliha Hanımın büyükbabalarından Çolak Molla Musa ile Celal Beyin dedesi Hamdi Efendi kardeştir. Hamdi Efendinin dört çocuğundan biri olan Yüksel Söylemezin dedesi Cemal Bey, Boşnak kökenli Naime Hanımla evlenir. Naime Hanım, şair kişiliği olan birisidir. (Gazeteci olarak tanıdığımız Rıfat Ababay, Naime Hanımın erkek kardeşinin torunudur.) Cemal—Naime çiftinin dokuz çocukları gelir dünyaya. Çocuklarından Nadire Hanım, meşhur modacı Bergin Usberkin annesidir. Hiç evlenmeyen Bedia Söylemez de Türkiyenin ilk ağır ceza yargıçlarından birisi olarak tanınır. 17 yaşında Ziraat Bankasında memur olan, ardından İş Bankasında müdürlükler üstlenen Yüksel Söylemezin babası Celal Bey ise 44 yıl bankacılık yapar.
Yüksel Söylemez, işte Celal Söylemezin paltosunu satarak evlendiği Saliha Hanımla evliliğinden 11 Haziran 1931de İstanbulda dünyaya gelir. (Çiftin diğer çocuğu 1945te doğan Tuğrul Bey, işadamıdır.) Babası paltosunu satarak evlenmiştir ama daha sonraki yıllarda yoksulluk yakalarını bırakmayınca anne Saliha Hanım da piyanosunu satmak zorunda kalacaktır: "Çok iyi hocalardan ders aldı. Fakat bir daha piyano sahibi olamadığı için bütün hayatını (1999da 93 yaşında vefat etti) onun üzüntüsü ile geçirmiştir." Küçük Yüksel, annesinin ipten ayakkabı, şeker çuvalından ceket dikerek giyindirdiği bir çocukluk dönemi geçirir.
Hindistanda Türkeşle beraber
Yüksel Söylemezi, kaza ile (!) büyükelçi olduktan sonra gittiği Londrada 27 Mayıs ihtilali yakalar: "Fatin Rüştü Zorlunun adamı olarak atılmama ramak kalıyor..." Söylemez atılmıyor ama, şimdilerde rotasyon denilen sürgüne uğruyor. Gideceği yer Hindistandır: "Ben çok memnunum bu durumdan. Anavatanını gördüm bu imparatorluğun (İngiltere), şimdi de sömürgeyi göreyim diyorum." Hindistanda 2. katip olarak görevlendirilir. Ve bir sürpriz: "Alparslan Türkeşle karşılaşıyoruz orada. Ve çok iyi arkadaş oluyoruz. Hiç unutmadığım bir şey, Türkeş anlatıyor bunu bana. İhtilal gecesi, ilk sonuçları bekliyoruz. Madanoğlu Paşa, karşımda oturuyor, başını ellerinin arasına alarak Ah biz ne yaptık, ne b.k yedik diyor. Türkeş Hindistanda sürekli kaybolur, hiç bir yerde bulamayız onu. Bir de bakarız binmiş bir uçağa Parise gitmiş, diğer ihtilalcilerle buluşuyor." Ardından başkatip olarak Taylanda gider. Öğleden sonraları resim yaptığı için Türkiye dışındaki ilk resim sergisini burada açar. Ve zamanın kralının ölen kardeşi adına açtıkları sergiden 2 bin 500 dolar toplar. Singapur, Kuzey Kıbrıs, New York, Londra zamanla sergi açacağı yerler olur. Taylanddaki iki yılın ardından Ankaraya döner (1964). Ve hayat arkadaşını bulur, Prof. Dr. Reşat Garanın kızı Nur Garan ile evlenir. Nur Hanımın dedesi Hasan Tahsin Bey de maliye profesörü olarak uzun yıllar maliye müsteşarlığı yapar. Yüksel Söylemezin Nur Hanımla evliliğinden doğan iki çocuğundan ilki olan Belmin (1966), babasının olmak isteyip de olamadığı rejisörlüğünün yanında senarist olarak sinema sektöründe çalışmaktadır. Diğer çocukları Timur (O da büyükelçi Tanju Ülgenin kızı Hüma ile evlidir) ise babasının olmak istemeyip de olduğu hariciyeci olarak Sudan Büyükelçiliğinde 3. katipliğin ardından Ortak Pazar nezdinde Türk Delegasyonu olarak Natoda görev yapmaktadır: "Çocuklarım ikiye böldüler beni."
Yüksel, Söylemez!
Ankaraya dönüp evlenen Söylemez, Kıbrıs meselesinin kızıştığı dönemde Türkiyenin Kıbrıs Bürosunda üç müdürden birisi olarak görev alır: "Rauf Denktaşla orada tanıştım. Adada Fazıl Küçükle kavga ettiği için Ankarada sürgünde idi. Bakanlıkta kimse görmek istemiyor, hergün bana geliyor. Biz kendisine tüm bilgileri veriyoruz. Ve gerçek bir kara gün dostu oluyoruz." Ardından da Kıbrıs meselesinin konuşulduğu Birleşmiş Milletlerde orta elçi, sonra da büyükelçi müsteşarı olarak görev alır, 1971e kadar. O sırada Dışişleri Bakanı olan Melih Esenbelin onu Washingtona götürme isteğini de, BMde daire başkanı olacağım diye reddedince Esenbel ona Oğlum sen neyi reddettiğini biliyor musun? demekten kendini alamaz. Ve Ankarada kaldığı yedi yıl içerisinde yedi dışişleri bakanı görür. Bu sefer de Çağlayangilin adamıdır yakıştırması çıkar onun için: "Çağlayangilin adamıdır diye düşündüklerini yıllar sonra öğreniyorum. Dolayısıyla büyükelçi yapmıyor, Londraya başkonsolos yapıyorlar." Söylemez, üç yıl da bu vazifeyi yaptıktan sonra Kenan Evren idaresindeki Türkiye Cumhuriyetinin temsilcisi olarak Nijeryaya gönderilir, büyükelçi olmuştur artık. Görevini tamamlar, 1985te Ankaraya döner: "Özal dönemi. Dışişlerindeki Kültür İşleri Genel Müdürlüğü açık, bu işi Dışişlerinde yapabilecek iki—üç kişiden biriyim. Ama yapmıyorlar. Aksi bir şey yapacaklar ya... Sonra Protokol Genel Müdürlüğünü çok iyi yapar diyorlar, ama o da olmuyor. Sonunda Başbakanlık Tanıtma Fonunda Dışişlerinin temsilcisi olarak görev aldım." 1989da ise Başbakan Mesut Yılmaz Singapur Büyükelçiliğini önerir Söylemeze. Türkiye ile Singapur arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinde önemli katkıları olur. 1993te ise dağılan Yugoslavyanın ardından kurulan Hırvatistana TCnin ilk büyükelçisi olarak gider: "Savaş var ve bir yıl içerisinde Demirel, Çiller, bütün herkes orada. Ve biz Türkiyenin bir numaralı sefareti oluyoruz o yıl." Emekli olmasına bir yıl kaldığında Ankaraya çağrılır: "Benim bir senem kalmış, bırakın falan yok. Yüksel Söylemez, demez öyle şey." Ankaraya döner. Yıl 1995tir. Ve Hariciyede bir ilk gerçekleşir, Dışişleri Bakanlığı ilk defa emekli olduktan sonra bir mensubuna görev verir. Tayvanda Ticaret Ofisinin başına geçmesi istenir ondan. Büyükelçilik açılamadığı için üstü örtülü elçi gibi gider oraya. Yüksel Söylemezin yaptığı görevlerde öne çıkan bir yönü vardır. Ticarete yatkın bir büyükelçidir o: "Bana en büyük iltifatlardan birini Sakıp Ağa yapmıştır. Babam Adanada İş Bankası Müdürü iken tanışıyorlar. Londraya geldiğinde, babamın elini öpmek için çıktı yukarı, Yüksel Bey dedi Sen Hariciye memuru değilsin. Ben de espriyi anlamamış gibi yaptım. Sakıp Ağa benim mesleğime hakaret ediyorsun, dedim. O da Sen benim ne demek istediğimi anladın dedi bana."
1998de Tayvandan döndükten sonra da kendi tabiriyle yumuşak bir geçiş yaparak çalışmaya başladığı Seyfi Taşhanın Başkanlığındaki, özerk bir kurum olan Dış Politika Enstitüsünde Hariciye işlerine devam eden Yüksel Söylemez, kazara girdiği Dışişlerinde hariciyeci olmaktan bugün memnundur: "Bunun için babama teşekkür etmişimdir ama öbür taraftan Türkiye belki de uluslararası ölçüde bir rejisör kaybetmiştir."
Yazdığı Aşk Bir Tas Tavuk Çorbasıdır adlı 12 dilde çevirisi bir arada yer alan şiir kitabının yanında, ailesini anlattığı Asım Paşa Konağı adlı kitapları da baskıya hazırlanmakta olan Söylemezden hakikaten "Türkiye kolay kolay kurtulamayacaktır." Yüksel Söylemez cevir Kaydet biyografi6856
Yorum Ekle

(Lütfen Cevaplayın)
Yorumunuz:


Ekle : Ekle Face book Ekle Google Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Jeqq Ekle Spurl

Forum Linki:
Html Linki:
Direkt Link:
Mause ile tıklayın ve Ctrl + C ile kopyalayın
2006-2013 Geyik Merkezi Yüksel Söylemez ile ilgili tüm yazılar üyelerimiz tarafından eklenmiştir. Yüksel Söylemez yazısın tüm hakları geyikmerkezi.com a aittir.